All the way up to my Comet

I don’t remember the reason why I’ve started this journey but damn sure I know how I’ve got here. If you go to my room, you’ll see the biggest map of the stars on my long rectangular wooden desk. Lots of sticky colorful notes on it. My way of thinking quickly made the assumptions from all of those calculations as I was wandering in that room. Every square meter gave me another dream of my machine. You can guess how many ideas I developed in 200 square meters, hell right it was a large room!

I can recall the time of euraka, when I was looking through the trapezium window on the ceiling. That window was located exactly at the same location of polar star. You wouldn’t believe me when I’d say I had talked with Genji( polar star’s name, she told me); so I won’t tell you.

The machine I discovered, had needed so many enhancements. Finally I gave the shape of a pyramid to it so that all the little buttons can be reached while I sit at the base. Don’t imagine it as an oblique pyramid, it is a regular one with a regular polygon base. Not colorful though. Do you remember the invisibility cloack of Harry? Then you can imagine it now. It is not perceptible for the living; inside of it is covered with orange lateral faces. My control chair is nothing but orthodox so it is a black leather one. I can’t say all the colors of those buttons but think yourself as a bird flying over the most magnificent flower field of many colors.            

Coordinates 36.9908° N, 35.3266° E

Height 186,5 cm 

Base 230.4 cm 

There you are sharing what I know about the looks of the ultimate machine .
The first move took hours. I got frustrated by the noises coming from the motor engine located between the base and the right lateral face. I regretted not having enough towels to dry my smelly sweat. Once the apex arose from the open trapezium window , I knew there was no coming back… 

Balcony

  1. Here I am, sitting in my balcony at the third floor of this greyish apartment. The morning weather is as sharp as a knife, I am wearing a beret. Otherwise my migraine could have kept me busy with pain all day long. There are so many martins passing by before my eyes. They all try to eat from that cherry tree that outstreches in front of my neighbours’ garden on the left side of our apartment. I see the wind undoubtfully. It can be held with hand. It feels as if like it is a substance that you can take a piece of it and keep it in your kitchen storage box. 
  2. Now the sun shows herself getting rescued by the wind from all those heavy clouds. Lunch time slowly arrives like a thief trying to enter the house from its secret holes. The balcony doesn’t care at all. Time is not an issue here. No breakfast no lunch no dinner is the essence of life .The construction of a small building is seen on the right side. The workers wear flannels and shorts while I am tightening my black jacket’s belt. They also have a very interesting habit of draping in their flannels up to their chests so their tummies can cool off. I guess they feel the summer is around. But in my biological rythem it is a cruel winter day with a faking sun. 
  3. Smoke is more visible during evening coming out of my mouth. Breathing in nicotine so to let it out. Free will to kill oneself. What an orthodox way to cheat the faith or is it? The balcony doesn’t give a damn once again. It lingers here forever. Whether you are here or not, healthy or not, got kids or not, rich or not. The only thing  under the dark sky in this very balcony is that it exists and you can participate in the freedom and cool breeze it provides.

Plastic Bag of the American Beauty

People are scattered around to world. Sometimes there is no single explanation why they live the way they do. Sometimes there is more than it seems in their behaviours. Helpless and wounded most of the time. Still trying to breathe another day. So many efforts for so unlogical causes and yet there is so much misery unsolved. They tend to believe they are unique but all those books classify them under foreseen categories and indeed the traits all fit each of those types. Sometimes it is better not to think. Sometimes it is just better to be just an aimless soul. Like a plastic bag dancing through the wind , controlled by the wind.

Aa! Ben de yazabilirim…

Geçen sene sanal gerçeklik de dolaşırken karşılaştığım ve yazdıklarını okumaktan çok zevk aldığım pek çok yazar oldu. Bu topraklarda kendimce kelimelerle oynarken, onların kimi kuzey yarımkürede kimi güneyde kendi tarzlarını oluşturmakla uğraşan şahane kadın ve erkek yazarlardı.Bugün onlarla ilgili birkaç cümle istiyorum. Çoğunuzun düşündüğü şey doğru. Çok kitap okuyan ve bunun üstüne bir de “aaaa ben de yazabilirim” diyen insanların garip olduğu doğrudur.Toplum içine karışmak isteyen ve istemeyen olarak iki gruba ayrılıyorlar diyebiliriz çoğu zaman ama aslında tek bir grup vardır.Toplum içine karışmak istemeyen ama o durumda yazacak kendine özgü birşey bulamayacağından kendini sosyalleşmeye zorlayan insanlar topluluğu.
Kalabalık bir ortamda, çoğu da tanıdıkları insanlardan oluşsa bile bir süre sonra tavana bakmaya başladıklarını farkedebilirsiniz ve eminim çoğu zaman bunu kibirle karıştırırsınız. Ancak bu aslında tamamen yabancılık çekme durumudur. En azından bende öyle başlamıştı. Ama kendim gibi olmayanlarla kaynaşabilmeye o kadar alıştım ki, kendim gibi olanların arenasında tavana bakmaya başladım . İşte garip demekle kastettiğim tam olarak budur. Bu tip insanlar ile günlük hayat rutininde edebiyata yer açamayan insnalar arasındaki fark çok basittir. İkisi de a noktasından başlayıp B noktasına varır. Ama birisi gittiği yoldan çıkardığı sonuçla hayatın sadece doğmak ve ölmek olmadığını anlarken diğeri sadece kendisine söylenenlerin yarattığı yaşamı sonuç sanır. Sevgiler…

Horizon

Mother earth keeps a small passage to magicland. I know because I have been there. Under the clear starry night of Olympos beach, I layed my body down like it was just a piece of paper. My conciousness was in its own will so that everything was a toy for it to achieve its goal.Eyes of the face watched every move of every star. Ears heard every sound of the nature. Mediterrean sea provided ultra sounds of the Earth’s inner beat. As one of the stars started to shoot, my conciousness started to arise and wreathed thruogh the atmosphere. The most magnificent colored door appeared all of a sudden. All the bodily parts were still on the beach, kept waiting to merge with the soul. After the conciousness opened the door and went inside, the body waited there forever…

Books are ready

Uzun uğraşlar sonucunda; amazon, kindle ve createspace de kitaplarım tekrar paperback ve e-book olarak yerlerini aldılar..

 “Three” paperback version 

https://www.createspace.com/6946342

  “The Shadow House” paperback version

https://www.createspace.com/5654522

  “The Shadow House” kindle version

https://www.amazon.co.uk/dp/B013CNSHAQ 

Park

Eylül ayının 14. günüydü. Yastığımın içine gömülü başım , erken gelen soğuklara rağmen ışıldayan güneşin aydınlığıyla kalktı. Belli ki güzel bir gün olacaktı. Parka gitme planı yapma hakkım olduğundan emin olarak uyandım…Ev sessizdi. Annemin yatak odasında nasıl da derin bir uykuda olduğunu çoktan keşfetmiştim. Bu da bana kahvaltıdan önce rahat rahat resim yapabilmemin yolu demekti tabii ki.

Masamın renkli yüzeyinde en güzel hayallerimin kahramanı olan prensesin nasıl iyi bir balıkçı olduğunu resmederken annemin sesiyle irkildim. “Ayla hala yatağını toplamamışsın” , diyordu. Oysa ben ona en güzel resmimi bitirip gösterme telaşındaydım.

Tabii ki yatağımı topladım çünkü düzenli oda da düzenli beyin yaşardı. Ne de çok dinledim bu cümleyi… Yarım kalan resmim de ise prenses oltasında yakalayamadığı balığın hüznü içinde kalakalmıştı. Artık o iyi bir balıkçı olamayacaktı…

Mükemmel bir kahvaltı masası hazırladık annemle. Reçeller sanki gökkuşağının renklerini kıskandırmak ister gibi dizilmişti masada. Peynir çeşitleri ahenkle dans ediyordu. Çilekli kefirim, rafadan yumurtam midemin derinliklerine dalış için sıralarını bekliyordu. Bu kadar güzel bir masada biz sessizdik. Yine yorgun gözleriyle ” Haydi çabuk bitirip bir an önce toplayalım”, dedi benim güzel annem. Oysa gece gördüğüm rüyaları anlatacak , okulda beni sinirlendiren Sertaç’ı şikayet edecektim yavaş yavaş yerken… 

Ne kadar hızlıydık neye yetişmeye çalışıyorduk hiç çözememiştim. Bir an önce bitirdim onu dinleyip. Dikkatlice yardım ettim bulaşıkları yerleştirmesine. Son bardağı da yerine koyarken telefonu çaldı. Bu da en az yarım saat annesizim demekti. Hemen kaçtım resmimin diyarına. Çizdiğim nehirde tutulacak çok balık olmalıydı ama nehirlerde de denizlerdeki gibi büyük balıklar yaşar mıydı bilmiyordum. Koştum yanına soruverdim. “Görmüyor musun telefonla konuşuyorum, saygılı ol ve sıranı bekle küçük hanım”, cevabını aldığımdan nehrime kocaman bir yunus çizdim. Prensesim artık hüzünlü değildi çünkü kraliyette en büyük balığı yakalayan en ünlü balıkçıydı. Hatta öyle iyi bir prensesti ki yunusu geri nehre bıraktı…

Bu güzel balıkçılık hayalimden sonra kostüm partisi yapmaya karar verdim. Dolabımda o piti piti oyununu oynayıp Moana kostümünü seçmenin şevkiyle başladım giyinmeye. “Aaaa, Ayla lütfen çıkardıklarını katlamayı unutma”, diyen sesi duymamazlığa geldim ne de olsa şimdi banyoya girecekti annem. O yıkanırken ben de denizlerdeki dalgalarla oynayıp dans edecektim. Kendi bestelerimi söyleyip hayranlarımdan alkış bile toplayacaktım.

 “Günler güneşli doğsun

 Konuşulsun

 Oyunlar kurulup

 Koşulsun 

Haydi Ayla , ol Moana

Bugün tüm gün senin olsun….”

Bulutlar güneşi rahat bırakmıştı tamamen. Park pencereden harika görünüyordu. Kızlar , erkekler şenlikte gibi zıplıyorlardı. Tam zamanıydı aralarına karışmanın. Banyo sonrası kahvesini yudumlayan annemin yanına iliştim. Parkı anlattım. Ayakkabılarım çamur olmayacaktı. Üstüme başıma dikkat edecektim, nolur dedim “Ne olur Anneciğim, inelim”…

Söz verdi, bir hastasının dosyasını inceleyip götürecekti beni. Sıkı sıkı giyindim bekledim de bekledim…

Gittiğimizde bütün çocuklar yemek yemeye evlerine dönmüştü. Salıncakta sallandım. Demirlere tırmandım. Kendi kendime zıpladım… Sabah şenlikte oynayan çocuklar gibi olamadım. Hayali arkadaşlarımla tahterevalliye bindim, hiç havaya yükselemeden “Bu kadar yeter anneciğim, dönebiliriz “, dedim….

Ertesi gün İlkokula başlayacaktım. Böylece o parkta 6 yaş çocukluğumu geride bıraktım….