sensizlik

Hep krizdeydin. Nasıl bir algılama ki seninki şimdi batıyorum sanıyorsun. Beyaz eşyan geliyor bir yerlerden, vücudun kömür isiyle ısınıyor, beyninse süngerleşiyor. Bunlar olurken evinde su yok. Çocukların kitap görmemiş, süt içmemiş. Büyümemiş çocukların ve sen hep krizdeydin ki zaten. 10 kişilik bir hayat yaşıyorsun. Zombileşen benliğinle her gün yokoluyorsun. Milyonlarca kişilik açlığın var ve sen hala gözlerini açmıyorsun. Memleketimden insan manzaralarını okurken özenmiştim varlığına. Küçük sıcak odamda hayaller kurup, yenilmiştim savaşına. Benim her zaman kahvaltım hazırdı ailemin kaloriferli mutfağında. Ama hep seninle olmak istedim. Yanında durmak, belki önünden koşmak istedim. Sanırım beynimi sana hediye etmeliydim. Bende beyin, sende açlık fazla. Ah keşke ikisi birarada olsa, belki daha hırslı olunurdu. Yollar daha hızlı koşulurdu. Azimle yaratılırdı belki yeni dünya… Oysa ben sadece üzülüyorum, kendimce çabalara giriyorum, bazen kazandım sanıyorum, çoğu zamansa yeniliyorum. Sensiz ben hiçbirşey olamıyorum…

pis adamlar diyarında…

Avukatım. Üç yıldır garip bir hırsla bu mesleği yapmaya çalışıyorum. Kadınım. Kendimi bildim bileli gururla, cinsiyetime yönelik olan tüm engellere rağmen bağımsız bir birey olarak yaşamaya çalışıyorum. Dün bu engellemelerin sözlü taciz alt başlıklı yollarından birisi ile uğraştım. Taciz konulu fiilin başrol oyuncusu bir memurdu. O kadar rahat ve doğal bir şekilde yaptı ki fiilini şoka girdim. Sesim kısıldı. Sindim. Kadınlığımın özgüveni yok oldu o an. Cahil biri oldum. Tepkisizleştim. Bir taksideydik. Arkada 3 avukat oturuyorduk. İki Kadındık. Diğeri erkekti. Bir diğeri önde oturan memurdu. Bir diğeri arabayı süren şöfördü. Erkekti yani diğerleri.. Nasıl erkeklikse artık… Bir diğeri araba dışında duran başkaca bir erkek avukattı. Bütün obez iştahıyla, para hırsıyla taksiye o da bineceğini söyledi. Terbiyesiz iştahlı adamdı. Adsız adamdı. Pis adamdı. O kadar sıkıştığımızı farkeden öndeki memuru bana ve diğer kadın meslektaşıma şu şekilde bir öneri de bulundu,”kızlar biriniz öne yanıma gelin”. Yanımdaki kadın donakaldı. Bense “O şekilde oturmamız mümkün değil” diyebildim sert bir tonda. Sözlü taciz orada yaşandı. Beyinlerimiz sözleriyle aşağılandı adamın. Tecavüze uğradı. Ama arabadaki hiçbir erkek tepki vermedi bu olaya. Hepsi için o kadar doğaldı ki. Hepsi aslında hayvan kılığında birer silüetti. O kadar. Memur benim cevabımdan sonra sinerek önüne döndü. Ama yine de hiçbir şey yokmuşçasına işlemlere devam edildi. İki bayan avukat arkada pencereye yapıştık. Sığmaya çalıştık. İşlemler bitince “şerefsizler” diyerek kapıyı çarptık gittik kendi şehrimize. Uyuyamadık tüm gece. İçimizi intikam ateşi bürüdü. Planlar kurduk binlerce. Keşke şöyle yapsaydık, keşke binmeseydik en başından arabaya, keşke silahımız olsaydı da çekip vursaydık vs. vs. Ama yapmamıştık. Sinirimizi belli etmiştik o kadar. Keşke yapsaydık… Çünkü hukuk bizi korumuyor. Hepsi çok bizse tekildik. Şikayet etsek; binmeselerdi tıkış tıkış diyeceklerdi. Adam bize böyle söyledi ama desek, O ikiniz öne geçini kastetmiştir diyeceklerdi. Ama kastedilen zihnimizde belli. Zihnimizi kirletenleri kınıyoruz. Memuru, bağlı olduğu hakimliğe şikayet ettik. Umarım gereken dersi başka kadınlara da aynı pisliği yapmadan önce alır ve en azından böyle laflar etmeden önce kafasından bizi geçirir. Pis adamlar dünyasından korkmamak dileğiyle…

Gözbağının ardında

Ne kadar büyüdü eskiden de büyük dediğimiz şehirler. Ne çok giz barındırıyor artık. Parasızsanız ve bir de öğrenciyseniz, o gizler karnınızı doyurabilir yahut sizi tehlikenin kucağına da atabilir. Adı Iris Davidson ya da başka birşey olan biri için de varolan gerçeklik, o gizliliğin içinde yol alacaktı. Iris sigara dumanında ürettiği coşkunlukları ile dün hayatıma girdi. Sizelere de tavsiyem Iris’in dünyasına bir göz atmanız. Pişman olmayacağınızdan eminim…

(Siri Hustvedt-Gözbağının Ardında-Can yayınları,1994,İstanbul)

ölümsüzlük

İnsanlar birbirini izliyor. Kim ne derse desin birbirine bağlanmış hepsi bir fırtınanın içine karışmış toz partikülleri sanki. Seviyor, çarpışıyor, yapışıyor, çatışıyor. ama her zaman sürükleniyor. Ne yaparsa yapsın insan zamanın itmesiyle sürükleniyor… Elleri çatlıyor,yaşları birikiyor…İnsanlar sonsuzluğa karşı sürükleniyor…ve yine kim ne dersi desin herkes sonsuza dek yaşıyor….(küçük deneme-30-03-2007 s.15:00:31, Ş.G.K.dan M.C.K’ya güzellemeler)

Taşınmak

Hemen hemen tüm korku filmlerinin çekirdek teması olan bir fiille yaşadım geçen hafta boyunca. Taşındım. Kalemlerim, kağıtlarım, defterlerim, kitaplarım bir kaos atmosferinde yer değiştirdi. Yer değiştirmeler geçtikleri her ortamda iz bırakır. Bana kalırsa geçilen ortam, beynin kıvrımlarındadır. Masamın üzerindeki çizik sadece bir şeritsel izken, beynim ona anlam katar, onu hüzünlendirir. Belki de o iz sadece beynimdedir… Yaşadığım taşınma fiili sonucu yeni odamda herhangi bir hayaletle karşılaşmadım. Duvarlardan sesler gelmedi. Yine aynı şekilde güneş yansıdı karşı apartmanın camlarından odamın içine. Herhangi bir gözlüklü şişman oğlan ölmedi. Yangın çıkmadı. Herşey sakin. Bir ben ve beynimin içindeki izler heyecanlı, gerisi saf oksijen…