havadan sudan hukuk muhabbeti

17 nisan 2008 “HAVADAN SUDAN HUKUKİ MUHABBET”

Tekil bir birey olarak kendinizin, insan ırkının tarihi kadar eski bir tarihe sahip olduğunuzu düşünün. Çekinmeyin hiç! Hayal gücünüzün didiklediği mecralara kadar gidin ve DÜŞÜNÜN… 1 dakika boyu gözlerinizi kapatın, ben beklerim….
………( 1 dakikalık 3 noktalar demeti)……….

Tam olarak hayal edebilenlerinin şu anda kendilerini Sümer Tanrıları[1] kadar gösterişli, bilge ve efsanevi hissedeceklerini garanti edebilirim. Kendi adıma konuşacak olursam, müthiş hissetmiştim. Ama ne yazık ki hayalini kurduğum destansı tarihim bir yanılsamaydı ve böyle bir tarihe sahip olan konulardan birisine merak salmayı; küçük yaşamsal tarihim karşısındaki ezikliğimi yenebilmek için seçtim. Sakın hukuk tarihi anlatacağım sanılmaya! Derdim biraz muhabbet etmek, artık alt metinleri anlayana…

İsa ile başlayan tarihte ne olmuştu. İsa doğmuştu ve milat “sonra” kısmına geçmişti. Öncesinde bir tuhaflık mı vardı? Milat nedir ki? Miladın, insanın öncesi ile sonrasını ciddi bir biçimde ayırdığı tarih olarak algılamak bana daha mantıklı geliyor. Herkesin miladı kendine. Kişisel olarak benim miladım M.C.K günüdür ama bu kimseyi ilgilendirmez, o yüzden dipnot hanemi doldurmayı düşünmüyorum ek bilgi ile… Sizinki de beni ilgilendirmez gül gibi yaşar gideriz böylece. Ama insanoğlunun cilveli tepkilerinden birisi olan ortak bilgi altına alma hevesiyle bir “0” noktası seçilmiştir ve hepimiz ona tabiiyizdir, istesek de istemesek de. Yararları da vardır tabii konuyu derinleştirmeye gerek yok.

İsa’dan önceki 1760lı zamanlarda, kanımca en güzel hukuki örnek Hammurabi Kanunlarıdır. Hem ortaokul ve lise yıllarında kendisiyle dalga geçilebilen bir isme sahip olası nedeniyle hem de daha sonra bu konuda bilgi edinenlerin hayranlık duyması nedeniyle, içeriği olan en çivi yazılı ve en Akaçta dilli “dikili taş”tır[2]. En sevdiğim maddesi olan 229. maddeyi hemen bilgilerinize sunuyorum ve üzerine yorum yapmıyorum.
“229.madde: Bir inşaatçı herhangi bir kişi için bir bina inşa eder ve bu binayı uygun bir şekilde yapmazsa ve onun inşa ettiği bina yıkılıp sahibini öldürürse, inşaatı yapan öldürülür.”[3]

Nasıl madde ama? Asıl şimdikine hazırlanın.

“25 madde: Bir evde yangın çıkar ve oraya yangını söndürmeye gelen bir kimse evin sahibinin malında göz gezdirip evin sahibinin malını alırsa kendisi de aynı ateşe atılır.”

İnsanın içini ısıtan maddelerle dolu olan Hammurabi Kanunlarının kanunyazıcıları, birçok insanlık ayıbının cezasını ölüm yaptırımına bağlamıştır. Hukukun destansı tarihi kendi kendine devinirken, yaptırım sistemini de epey değiştirmiştir. Prof. Dr. Necip Bilge’nin 1998- öğretim yılının eylül ayında, 1. sınıfta olan bir hukuk fakültesi öğrencisi olarak okuduğum “Hukuk Başlangıcı”[4] kitabında, ilk öğrendiğim yaptırımın öncül örneğinin “kişisel öç” olmasıydı. İsa’dan önceden bir habere gerek yok kişisel öç yaptırımının ne türden bir olgu olduğunu öğrenmek için.

“MERSİN’DE KAN DAVASI KATLİAMI… KAHVE TARANDI 4 ÖLÜ…Mersin’de kanlı baskın. Kahvehaneyi basan silahlı iki kişi, kurşun yağdırdı. Olayda 4 kişi can verdi.Mersin’in Tarsus ilçesinde, çay bahçesinde otururken silahlı saldırıda öldürülen 4 kişinin kimliklerinin tespiti için çalışmalar sürdürülürken ilçede 1 kişi daha silahla öldürüldü. AA muhabirinin, Kaymakam Abdulhamit Erguvan’dan aldığı bilgiye göre, henüz kimlikleri belirlenemeyen saldırganlar, Şehit Kerim Mahallesi’ndeki çay bahçesinde oturan 3 kişiyi tabancayla ateş ederek öldürdü. Saldırganlar, kaçan bir kişiyi kovaladılar. Saldırganlar, kısa süreli takipte Abdi İpekçi Caddesi’nde tabancayla ateş ederek kaçmaya çalışan kişiyi de öldürdüler. Bu arada, Fahrettin Paşa Mahallesi’nde de Abidin İkilik adlı kişi silahlı saldırıya uğradı. İkilik, olay yerinde öldü. Bu olayın da 4 kişinin öldürülmesiyle ilgisi araştırılıyor. Çay bahçesine gelerek inceleme yapan ve güvenlik birimlerinden bilgi alan Kaymakam Erguvan, gazetecilere yaptığı açıklamada, silahlı saldırının kan davasından kaynaklandığı yönünde bilgiler elde edildiğini ve her iki olayın da bağlantılı olabileceğini bildirdi. Erguvan, olayla ilgili gözaltına alınan 5 kişinin sorgularının ve soruşturmanın çok yönlü sürdürüldüğünü ifade etti.”[5]

7/4/2008 tarihinde olan bu olayla hepimizin kanı donmuştur. Yani buradan çıkartacağımız ders, kişisel öç kan dondurucudur. Uygun olmamıştır ve “hukuk”, tarihini yaşarken “kısas usulüne” geçiş yapmıştır. Eğer İsa’dan öncede yaşıyor olsaydım, kısas usulüne göre ortaokul 2. sınıfta bana cetvelle vuran öğretmenime aynı şekilde ben de cetvel cezası verebilecektim.[6] Aslında hiç fena fikir değil.

Uzun lafın kısası, şimdi hukukun uygulandığı mahkemelerimiz var, uygulayan hakimler savcılar ve avukatlar… Tutuklu kapasitesi kalmayan ceza evlerimiz, gözaltı paranoyalı karakollarımız, daha nelerimiz nelerimiz var. Gerçekten nelerimiz var? Adana’nın hukuk dünyasına bağlı bir avukat olarak 16/04/2008 tarihi itibari ile (faiz ve masraflar hariç olmak kaydıyla) 2743 adet avukatın, 15 adet noterliğin, 14 adet icra müdürlüğünün, 67 adet savcının( baro defterinden parmak usulü ile sayılmıştır hata olabilir), 5 adet icra mahkemesinin, 2 adet Ticaret mahkemesinin, 4 adet iş mahkemesinin, 5 adet aile mahkemesinin, 2 çocuk mahkemesinin, 8 adet ağır ceza mahkemesinin, 14 adet asliye ceza mahkemesinin, 5 adet sulh ceza mahkemesinin, 9 adet cezaevinin, 14 adet polis merkezinin, 5 adet sulh hukuk mahkemesinin, 7 adet asliye hukuk mahkemesinin ve 2 adet tüketici mahkemesinin ve bunların mahkemelerin hakimlerinin arasında 2510 sicil numaralı etiketimle yaşamaktayım. Artık bu sayıların kat be katlarını diğer şehirlerle çarpın alın size tonlarca hukuk adamı ve hukuk alanı ve tabii bir de trilyon”ton”luk yasaması var güzide ülkemin…

Sıkıcı olduğunun farkındayım ama aslında bu liste çok gerekli. Sen ey hukuk! Bu kadar destansı bir tarih, tarih içinde bir sürü insan seninle uğraşan, hala uğraşmakta olan, bir sürü yer var istirahat ettiğin, donandığın, kuşandığın, uygulandığın, ama gel gör ki topalsın, her geçen gün daha derinden yaralanır, ilaç beklersin de bu kadar takım elbiseli adam sana çare bulamaz. Güzelleştiremez seni. İnsani yapamaz bir türlü. Avrupası var diyeceksiniz ama onların insani dedikleri sadece batılı olan. Biz “kıllı ilkel basit doğu dünyalılar”, onların dünyasında hukuk bize neye yarar… Bizim dünyamızda onlar ecnebi, bir adam kadına parmak atar, sonra para öder, bir daha yapar aslında bunu da hukuk sağlar…

Artık asıl meselemize gelebiliriz bu kadar girişten sonra. Hukuk nedir? Ankara Hukuk fakültesindeki hocalarımdan öğrendiğim ve sonrada terk edemediğim bir metodu uygulayarak, hukukun ne olmadığının tarifiyle ne olduğunun ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.

1- “SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU TASARISI Yaşlılık aylığının hesaplanması Madde 39- Yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıların aylığı, aşağıdaki hükümlere göre belirlenecek ortalama aylık kazancı ile aylık bağlama oranının çarpımı sonucunda bulunan tutardır.

Ortalama aylık kazanç, sigortalının her takvim yılına ait prime esas kazancı, kazancın ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yıl gerçekleşen ortalama prime esas kazançta değişim oranının % 50’si ve Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyat indeksindeki değişim oranının % 50’si toplanarak bulunacak oran kadar artırılarak bulunan kazançlar toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın otuz katıdır.

Aylık bağlama oranı, sigortalının malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi geçen toplam prim ödeme gün sayısının her 360 günü için 31/12/2016 tarihine kadar % 2,5; 1/1/2016 tarihinden itibaren ise % 2 olarak uygulanır. Bu hesaplamada 360 günden eksik süreler orantılı olarak dikkate alınır. Ancak aylık bağlama oranı hiçbir şekilde % 90’ı geçemez.

Aylığın başlangıç tarihinin yılın ikinci altı aylık dönemine rastlaması halinde, yukarıdaki şekilde hesaplanan aylık 78 inci maddeye göre Temmuz ödeme dönemi için gelir ve aylıklara uygulanan artış oranı kadar artırılarak sigortalının aylık başlangıç tarihindeki aylığı hesaplanır.”

Yukarıdaki madde, kişinin yaşlılık aylığını yaşlılık aylığının verilmeye başlandığı tarihteki temel ihtiyaç maddelerinin her gün 4 kişilik bir aileye yetecek miktarda alınabilmesini, barınma ihtiyacını karşılayabilmesini, yaşlılık aylığı alan şahsın ve ailesinin kültürel faaliyetlere ayda en az 4 kez katılabilmesinin sağlanabilmesini, her türlü hastalığında sağlık hizmeti alabilmesini, “çok yoruldum şöyle gidip deniz kenarında yaşayalım kocacığım” diyen teyzemin bu isteğini karşılayabilmesini temel alan bir düzenleme şeklinde yapılarak ile 21. yüzyıldaki tarihini yaşayan hukuk onurlandırılmalıydı. Ama yukarıda ki düzenleme hiç bu efsanevi “hukuk”a yakışmamıştır. Bu yasa tasarısının diğer maddeleri ile uğraşmak istemiyorum canım sıkılıyor.[7] Herkesi karşı koymaya davet ederek, 2. maddeye geçmek istiyorum.

2- 2008 yılında bir ülkenin baş”takiyye”bakanı şöyle buyuruyor: “ Merkez bankası ‘…..’ adlı şehre taşınacak. Kimseye danışmaya ihtiyacımız yok.” Bu kesinlikle hukuk değildir. Böyle yasa çıkarma mantığı olan ülkelerin im“paratorba”ları en son vatan haini ilan edilmişlerdi. Ama tabii sonra aynı ülkede aşırı “insan” olan bir şair bu aşırılığından kaynaklı vatan haini olarak addedilince ve mezarından bile korkulup el topraklarına hediye edilince, vatan hainliğinin kapsamı değişti. Şimdilerde %47 lik vatan hainleri, bu ülkede alkış alır oldu. Umarım bu ülkenin çok sevdiğim halkı, bir gün öldürücü yasa tasarılarını, en çok da Vakıflar yasasını, Avrupa Birliği denen ve gece 12’den sonra Mr. Hyde’a dönüşen Dr. Jeykll’ı , satılan telekomu, petkimi ve nicelerini, Tuzla’da ölen birinin babası, birinin oğlu ve mutlaka birinin sevdiceğini, en önemlisi işsizliği açlığı elbet bir gün görecektir. Elbet bir gün kadercilik açlığı bastırmayacak, işsiz gezenler kahvelere sığamayacaktır. Çocuk doğurma memuru olan “kız”lar elbet bir gün topuklu ayakkabılarını kuşanacaktır. Eşitlikçi olmayan, herkesin söz hakkının olduğunu kanıtlamayan, yasa çıkarmayı parmaklar havaya rüküşlüğü ile anlamlandırmayan bir ülke gerçek hukuku yaratacaktır. [8]

En başa dönelim ve tekrar en eskinin de eskisinden beridir yaşadığımızı düşünelim. Herhalde bu hayalimizi gerçekte yaşayan “hukuk” olgusunun bizim hissettiğimiz mükemmellik duygusundan ne kadar uzak olduğu yukarıdaki anlatılanlarla da desteklendiğinde açıktır. Hukuk sadece “makul sürede” yargılanma hakkı gibi bir kavramı barındırdığı için insani olamaz. İşkence gören insanlara tazminat ödenmesi ile hukuk kurtarılamaz. Sendikaya üye olduğundan işten çıkartılan bir işçinin iş mahkemesinde dava açma hakkı olması, hukuku adil yapamaz. Her bir örneğin üzerinde bir kavrama ihtiyacımızı var hukuk nedirin cevabını ararken. Evlerimizde güvenle oturmaya, komşularımızla güzelce geçinmeye, her hafta et, balık tavuk yiyebilmeye, arada konserlerde dağıtabilmeye, kafamıza yatmayan bir durum olduğunda çıkıp sokaklarda mücadele edebilmeye ve sözümüzün ciddiye alınmasını sağlayabilmeye, polislerimizle geçim dertlerini konuşabilmeye, mahkemelerde kimse sözümüzü kesmeden savunma hakkımızı kullanabilmeye ihtiyacımız var. Yönetenlerimizi eleştirebilmeye[9] ve değiştirebilmeye, ulusal kimliğimiz, ülkemizin durumu gibi konularda hayal gücümüzün sınırlarında gezinerek yazılar yazabilmeye ve sonrasında sırf düşündük ve yazdık diye ceza almamaya ihtiyacımız var. Hepimizin hukuka ihtiyacı var. Sağım solum sobe. Peki hukuk nerede?

Yazı bitti sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz çünkü hukuk nerede sorusunun da yanıtı ile boğuşmak istiyorum. Boğuşmak derken yanlış anlaşılmasın derdim kanlı bıçaklı olmak değil şöyle sevişe sevişe anlaşmak. Aklıma ilkin ekonomi geliyor tabii. Hukuk üst yapı- ekonomi alt yapı hikâyelerine bağlamayacağım konuyu. Sadece teğet geçeceğim. İhtiyaçları sonsuz, kaynakları yetersiz gören bir mantıkla binayı inşa ederseniz kanımca Hammurabi Kanunları madde 229 ile yargılanmamanız içten bile değildir.[10] Ekonomi ile ilgili söyleyecek başkaca bir hususumuz yoktur. Tutanağa bu şekilde geçirilmesi bizim için yeterlidir. Zira anlayan anlamıştır totolojisi tam bu noktada söylenmelidir. Bir de eğitim meselesi var. Jan-janlı reklamlardaki gibi şart kipinde değil ama bilimsel kipinde olanından bol miktarda gerekmektedir. Zira çocuklar bilgi açlığından ölmektedir ama kimse bu durumu sallamamaktadır. Ayrıca zaten sallayabilmek için aynı bilgi açlığının pençesinde de kurtulmak gerekmektedir. Zaten bunun aşısı yoktur. Yoksa 3 ayda bir vurulurduk. Şimdi yaşadığınız dünyaya bir bakın. Böyle bir dünyada hukuk ne yapsın. Kaçar tabii. Nerede demek kolay, yakalamak mesele…
[1] Burada Sümer tanrılarını örnek seçmemin nedeni, Sümer dininde her bir nesnenin ayrı tanrısının olması ve bu tanrıların ölümsüz olmalarının yanı sıra insan görünümünde olup; sevgi, üzüntü, kıskançlık, hastalık, kavgacılık vb. özelliklerinin de bulunmasıdır. Her bir nesnenin ayrı ayrı insan özellikleri taşıyan tanrılarının olması ve hayal edeceğimiz destansı tarihte bu tanrıların hepsinin oluşturacağı bütünsel bir duygu bana daha anlamlı gelmiştir. Aslında bu durumu sağlık ocağında gastrit tedavisi görmekle, gastroenteroloji servisinde tedavi görmek arasındaki farka benzetebiliriz. Tek tanrı her şeyden biraz demekken, çok tanrı her şey tam demek gibi…
[2] Louvre müzesine gitmek için para sahibi olacak kadar “……” olanlarınız, Hammurabi Kanunlarının yazlı olduğu steli burada görebilirler.
[3] Yorum yapmayacağım dedim biliyorum ama 1999 yılının ağustosunun 17’sindeki depremi unutamıyorum…
[4] Bilge, Necip. “Hukuk Başlangıcı”, Ankara, 1999, s. 21
[5] http://www.gasteci.com/flasss-mersinde-kan-davasi-katliami-kahve-tarandi-4-olu-haber13285.htm , 7/4/2008
[6] Yukarıda anlattığım kadar sevimli bir yüzü yoktur kısas usulünün. Sizi öldüren kişi, aynı şekilde ve aynı silahla öldürülmekte, bir uzvunuzu kestiyse aynı uzvu kesilmektedir. İnsaniyetsiz bir durumdur. Suçlu ile suçlu olunmaktadır. Hoş değildir!
[7] Bu yasa yüzünden çocuk doğurmaktan vazgeçebilirim.
[8] Bu maddene sonraki maddeye geçmeyi gereksiz buluyorum ve hukukun ne olmadığı maddelerine burada bir son veriyorum. Zira bu yazı çok uzayacak ve propoganda aracına dönüşerektir. Bense yazıyı okumanızı ve sadece fikirlerimi paylaşmanızı istediğimden (!) bu kadarını yeterli görüyorum.
[9] Şu aralar bunu yapanlar bol bol tazminat davası mağduru oluyor.
[10] Ama ne yazık ki bu mantıkla hareket edenler 21. yüzyıllık dünyamızda “zengin” olmakta, ihtiyaç sahipleri aç kalmaktadır.
yazan: Ş. G. Karaköse

One thought on “havadan sudan hukuk muhabbeti

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s